Bir zamanlar, dünya, insanın gerçekten eviydi. Şeylerin göründüğünün dışında, farklı anlamları yoktu. Doğru ve yanlışlar belliydi. İyi ve kötü birbirlerine temas etmeden ayrı kutuplarda duruyorlardı. Sanatta da bu böyleydi.  

Tanrıların ve kralların düzeni en doğrusu ve en iyisiyken, düzenin dışında hareket etmek günah, düzenin dışına çıkanlar da kötüydüler. Sonra zaman ilerledi, üretim şekli değişti, toplumlar değişti. Yıldızların, güneşin, gökyüzünün anlamı değişti. Krallar giyotine gönderildi, tanrılar unutuldu. İyilerin kötü, kötülerin de iyi olabileceği ortaya çıktı. İnsan yaşantısı, komplike hale geldi.

Şehirlerin, dev caddelerin olduğu bir dünya düzeni kuruldu. İnsanın özel olduğu algısı değişti. Büyük kahramanları anlatan sanat, inandırıcılığını kaybetti. Artık doğrular ya da yanlışlar net değildiler. Sonuçta, kişisel doğru ve kişisel ahlak önemli hale gelmeye başladı. Sanatta, anti kahraman kavramı gelişti. Genel doğruların dışındaki haklı insanları seyretmeye başladık. Kahraman olmak için hiçbir çaba göstermeyen fakat; kişisel tercihleriyle kahraman olan karakterler.

Anti-kahramanlar sinemada çokça kullanıldı. Çünkü, izleyici anti-kahramanlarla empati kurabiliyordu. Sıradanlaşmış insan hayatında, kişisel doğruları için ‘kahraman’lara karşı durabilen anti-kahramanlar, insanlar tarafından sevildi. Sıradan bir hayata sahip kahramanlar, beyaz perdede gerçekliğe daha çok temas ediyordu. Anti-kahramanların anlatıldığı filmler ödüller aldılar, gişe rekorları kırdılar. Bazıları öyle sevildi ki gündelik hayatımızda, diyaloglarımızda yer edindiler.

Joker’in vizyonu sarstığı bu günlerde anti-kahramanların filmlerde kendilerini kanıtladıkları, açığa çıktıkları yani parladıkları o sahneleri hatırlayalım.

Not: Yazının bundan sonraki kısmı sürpriz bozan bilgiler içerir.


Godfather – Restoran Sahnesi

Godfather filminde, Micheal, Baba’nın yerine geçmesi en son beklenen ailenin iyi çocuğudur. Askeri okula gitmiştir, subay olmuştur. Ailenin karanlık yaşantısından uzaktadır. Micheal, evin özenle yetiştirilen oğludur. Fakat; beklenmedik sürprizlerle dolu kader, kendisini belli ettiği zaman Micheal, bambaşka bir karakter haline gelecek ve yeni Baba olacaktır. Micheal’ın Baba olma yolunda attığı ilk adım ile sinema sanatı hem Al Pacino gibi bir oyuncuyu keşfedecek hem de sinema tarihi unutulmaz bir sahne kazanacaktır.

Bir mafya grubu, aileler arasındaki barışı bozarak Baba’ya (Marlon Brando) suikast düzenlemiştir. Aileler arası hukuku, hiçe sayan bu aile önderlerinin ortadan kaldırılması gerekmektedir. Ailenin sessiz oğlu Micheal, bu konuyla ilgili bir fikir ortaya atar. Düşman aile üyeleri ile yemek yemeyi teklif eder. Karşısındaki grup da bunu kabul eder. Çünkü Micheal, kendi mafya ailesinin dışında duran tehlikesiz biridir. Yemek organize edildikten sonra, Baba’nın adamları gidilecek restoranı öğrenirler ve tuvalete bir silah bırakırlar. Micheal, yemeğe gider. Barış şartları konuşulur. Micheal yalnızca dinler, kafasını sallar ve sonunda tuvalete gitmek için izin ister. Tuvaletten, silahı alır. Masaya döner ve sessizce yerine oturur. Dinliyormuş gibi yapmaya devam eder önce. Sonunda aniden ayağa kalkar ve karşısındaki iki adamı da vurur.


Cool Hand Luke – Poker Sahnesi

Luke, (Paul Newman) hayatı tuhaf bir hâl almış görüp görülebilecek en ilginç anti-kahramanlardan biridir. Luke, yaşamı yoldan çıkmış aylak biridir. Hayat, hakkındaki düşünceleri belirsizleşmiştir. Film, Luke’un trafik işaretlerini kırmasıyla başlar. Polis sirenleri çalmaya başlayınca Luke güler. Tutuklanıp çok zor koşulları olan bir hapse gönderilmek onun için önemli değildir.

Luke, hapse girdiğinde baskıyla ve acımasız hapishane görevlileri ile karşılaşır. Hapishane arkadaşları da pek normal değildirler. Bir gün kâğıt oynarken Luke elinde iyi bir el olmamasına rağmen blöf yapar ve rakibinin bahsi arttırmasına sebep olur. Sonunda oyunu kazanır ve o efsane diyalog duyulur: “Bazen kötü bir el, şanslı bir el olabilir.” Luke, bu sahneden sonra artık “cool hand luke” olmuştur.


Taxi Driver – Travis’in Gözü Dönüyor

Travis (Robert De Niro), New York’ta taksi şoförlüğü yapan sade bir yaşantıya sahip genç bir adamdır. Şehrin en ücra ve en karanlık caddelerine mesleği gereği yolu düşer. Şehir hakkındaki düşüncesi, tüm şehrin sifona atılması gerektiğidir. Pek çok suç, gözünün önünde işlenir.

Travis, ilk gençlik yıllarını yaşayan kafası karışık genç bir kızla (Jodie Foster) tanışır. Travis, bu ufak kızın şehrin karanlık insanları tarafından kandırıldığını görür ve bir şeyler yapmak ister. Bir gün saçlarını şehrin marjinalleri gibi kestirir, bir silah edinir. Ufak kıza kötülük yapan tüm o insanları kendi hayatına mal olsa dahi, tek tek öldürür.


Joker – Metrodaki Cinayet

Arthur, komedyen olmaya çalışan fakat; esprileri pek karşılık bulmayan ve annesiyle yaşayan başarısız bir gençtir. Annesi ona “mutlu” diye seslenir. Arthur insanları eğlendirmek, mutlu etmek için dünyaya geldiğini düşünür. Fakat; kader onun hakkında böyle düşünmemektedir. Arthur’un insanlara olan güveni, yaşadıkları sonucu yok olur ve iyilik karşıtı inançsız bir suçluya dönüşür. Bu yıl vizyonda çok yüksek bir başarı yakalayan Joker sinematografisi, oyunculuğu ve mesajlarıyla bugünden ikonik filmler arasına girdi.

Arthur, bir gün palyaçoluk yaptığı işinden kovulur. Kötü bir psikolojiyle evine giderken trende sarhoş 3 adama denk gelir ve kendi kendine gülme hastalığı devreye girer. Metrodakiler Arthur’a saldırırlar ve onu öldüresiye dövmeye başlarlar. Joker, artık geri dönülemez noktaya geldiğinde silahını çıkartır ve üç adamı da vurur. Arthur’un Joker’e dönüşümü bu olayla başlar.

Breaking Bad – I am The Danger

Walter White, 50’li yaşlarında, kimya hocalığı yapan, düzgün sıradan biridir fakat mutlu değildir. Eşiyle boşanmak üzeredir, maddi sıkıntıları vardır. Gün gelip de kanser olunca hayatı tamamıyla bir açmaza sürüklenir. Walter, öğrencisi Pinkman ile iş birliği yaparak uyuşturucu üreterek kendine bir çıkış yolu yaratır. İlk başta Walter, yalnızca ailesi ve kanser tedavi masraflarını ödemek için uyuşturucu üretirken, zamanla paradan ve güçten etkilenerek kendi düzenini kurar.

Walter White’ın eşi Skyler, eşinin uyuşturucu işinde olduğunu öğrenince ona polise gitmesini söyler. Skyler’a göre, geri dönülemeyecek bir durumdaysanız çözüm polistir. Hem böylece Walter tehlikelerden de korunmuş olacaktır. Bu cümleler Walter’ı çileden çıkarır ve unutulmayacak o sözleri söyler: “Beni kim sanıyorsun? Kapısı çalınan adam mı? O kapıyı çalan adam benim. Ben tehlikede değilim, tehlike benim.”


The King of Comedy – Bir Stand Up Sahnesi

Rupert Pupkin, ‘komedinin kralı’ Jerry Langford’a hayrandır. Onun gibi başarılı bir komedyen olmak istemektedir. Ama gerçekte pek başarılı bir insan değildir, kimse tarafından ciddiye alınmaz. Scorsese ve Robert De Niro’nun bir araya geldiği bu film klasikler arasındadır.

Komedi kralına ulaşıp keşfedilmeye çalışan Rupert, bir türlü bunu başaramaz. Bir gün diğer bir Jerry Langford hayranı Masha ile bir araya gelir, bir plan yaparlar ve Jerry’i kaçırırlar. Rubert böylece Jerry’nin Talk Show programında stand-up gösterisini zorla göstermeyi başarır ve insanlar tarafından çok sevilir. Rupert, adam kaçırmaktan hapse girse de çıktığında artık ünlü bir komedyen olacaktır.

 

Paylaş